Türk dış siyasetinin piyonları! – Serhat İncirli

Devletlerin dış politikaları “sık sık değiştirilen” iç çamaşırı olmamalıdır!

İç çamaşırı en azından her gün değiştirilmelidir ama dış politika, “don” değildir!

-*-*-

Bu arada belirtelim, KKTC’nin Cumhurbaşkanı’nın “dış siyaset” gibi bir “ilişki türü” olmadığı için, geçenlerde İngiltere başkentine yaptığı ziyaret sadece “don satın alma” ziyaretine dönüşmüştür ki o ayrı bir mesele…

-*-*-

Çeşitli devletler, dış siyasetlerine, elbette “çıkarları” doğrultusunda yön verir…

Eminim Türkiye de böyle yapmıştır ve yapmaktadır…

-*-*-

Ve dünkü Cumhuriyet gazetesinin başyazısında belirtildiği gibi, Türkiye’nin dış politikasının son yılları, çok ciddi zikzaklara sahne olmaktadır.

Örneğin, Türkiye, “… Arap dünyası İsrail’le yakınlaşırken ve ciddi bir neden yokken İsrail’le çatışmayı tercih etmiştir…”

-*-*-

Cumhuriyet’ten bir başka örnek, “… Müslüman Kardeşler’in (İhvan) iktidardan devrilmesi sonrası, Erdoğan’ın din köklerine dayalı dış politikası nedeniyle Mısır’la ilişkilerini kesmesi”dir…

-*-*-

Cumhuriyet’in bu konudaki yorumunda şu ifadeler yer almaktadır:

“… (Türkiye) İhvan hareketini kendileri için tehlikeli gören ve Mısır’da Sisi’nin darbe ile iktidara gelmesini onaylayan Suudi Arabistan başta olmak üzere Katar hariç tüm Arap devletleriyle ilişkileri soğuttu…”

-*-*-

Suudi Arabistan ile küsüldü, sonra barışıldı…

Birleşik Arap Emirlikleri ile de zikzak içeren bir ilişki sürdürüldü…

-*-*-

Cumhuriyet diyor ki, “… Kardeşim Esad’dan, diktatör Esad’a yönelinerek yakında ‘Emevi Camisi’nde birlikte cuma namazı kılacağız’ sloganına bağlanıldı”. 

Ve aynı gazetedeki yoruma göre, “… Böylece, devlet politikası kişiselleşiyor, din unsurlarının etkin olduğu bir ideolojiye dönüşüyordu… O derece ileriye gidildi ki, Mısır’daki muhaliflerin rabia işareti Erdoğan’ın iç politikadaki simgesi oldu…”

-*-*-

Bu örnekleri neden sıraladım?

Bizim “piyonlara” ya da “kuklalara” mesaj vermek için…

“Egemen eşit KKTC tanınacak” iddiası, sadece ve sadece çözümsüzlük siyasetidir…

Ve bu siyaset, Kıbrıslı Türklerin çağdaş Avrupalılar olma siyasetinin en birincil düşmanıdır…

Tatar  ve Ünal Üstel’e sürekli AB düşmanlığı yaptırılmasının sebebi de budur…

-*-*-

Kendi toplumlarının çıkarını koruyamayan, bunu Türkiye’ye izah edemeyen ve sadece koltuk uğruna biat – itaat eden bu kişiler nedeniyle tükenmekle karşı karşıyayız…

-*-*-

Kendi toplumlarını bu kadar rahat bir şekilde satan bu zihniyet iyi bilmelidir ki; Türkiye’nin  zikzaklarla süslü dış siyaseti yarın değişebilir…

Ve unutmayın, bu değişiklik sizin de sonunuz olur…

-*-*-

Bilmelisiniz ki, sadece kullanılıyorsunuz…

Ve bilmelisiniz ki, göreviniz bittiğinde yoksunuz…

Bari, kendi insanınızı bu kadar rahat satmayın ki bir gün o koltuktan indiğinizde en azından “merhaba” diyen bir kaç dostunuz kalsın!


Türkiye’deki sağcılık yarışından beklentim!

Türkiye’deki Birgün gazetesinde, “Seçimlere doğru sol bakış” başlıklı bir yazı dizisi var…

Bu dizi kapsamında, gazetenin köşe yazarlarından Güven Gürkan Öztan dün bir yazı kaleme aldı…

Yazının başlığı çok ilgimi çekti: Sağcılık yarışının sonu hüsran olur…

Yazıyı okumadım…

Veya o yazıyı okumadan, şu anda okuduğunuz yazıyı, sadece başlıkta verilen mesajdan yola çıkıp yazıyorum.

-*-*-

Türkiye’de çok açık ve de seçik bir şekilde “sağcılık yarışı” söz konusudur…

Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkacak olan “altılı masa” adayının “sol değerler” adına Türkiye’ye çok hayırlı katkısının olacağı beklentisinin boş olduğu inancım tamdır…

-*-*-

Peki Kıbrıs?

Veya KKTC’ye bakış değişir mi?

-*-*-

Bu konuda hiç ümitli değilim!

-*-*-

Çünkü geçmişi de iyi biliyorum…

Türkiye’de, en kaba açıklamayla “İslamcı faşizm” ile “Nasyonal sosyalizm” arasındaki kavgayı kim kazanırsa kazansın, Kıbrıs’a bakışı değiştirmez…

-*-*-

Haaa Tayyip Erdoğan gider ve mesela Kemal Kılıçdaroğlu gelirse, “Türkiye demokrasisi” elbette daha rahat nefes alır ve kesinlikle bunun “uydu devletçik” KKTC’ye de “olumlu” yansımaları olur.

Ancak bu olumlu yansımalardan, “sol değerler” bağlamında bir “çözüm” beklemek, boşunadır…

-*-*-

Efendim, Türkiye’de Erdoğan’ın kaybetmesi, ülke demokrasisi adına bir zorunluluktur…

Bu bir gerçek…

Ancak, ister gitsin, isterse kalsın, Türkiye’yi büyük olasılıkla bekleyen “şey”, gerçek bir kaos ve karmaşadır…

Çünkü Erdoğan kazanırsa “vay”, kaybederse “vay vay” diye tanımlayabileceğimiz bir durum söz konusudur…

-*-*-

Erdoğan, kaybetmeyi hazmetmeyecektir; az bir farklı kazanırsa da muhalefet bunu sindirmeyecektir…

Kısacası, Türkiye’deki sağcılık yarışının sonucunun iyi olması ihtimali; “sağduyu ve hazım” kabiliyetine bağlıdır!

Ve bu koskocaman ülkedeki 100 milyonluk nüfusun Batı demokrasilerindeki gibi bir “sağduyu ve hazım” seviyesinde olmadığı gayet nettir…

-*-*-

Beklentim, “karanlık”tır!

Ve ne yazık ki biz de bu karanlığın dışında olmayacağız!


Türk dış siyasetinin piyonları! – Serhat İncirli

Alman futbolcular, maç öncesi takım fotoğrafı çekilirken, Katar’daki iğrenç insan hakları ihlallerini ve ayrımcılığı ağızlarını kapatarak protesto etti… Güzel bir protestoydu… Maç başladı, Japonya, 2-1’le şok bir galibiyete imza attı… Ama maçın en örnek tarafı, Japon taraftarların bazılarının, bitiş düdüğü ile birlikte tribünlerdeki çöplerini toplamasıydı… Sendikacılarımız, velilerimiz, vatandaşlarımız, Eğitim Bakanı’nı istifaya zorlamak için okulları temizlerse… Birden aklıma geldi de… Ben varım… Çağırın, gelirim… Elimden geleni yaparım…

Bu yazı toplam 87 defa okunmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir